Salı, 18 Haziran 2019
Şahin AKÇAP

CEMAL GÜLAŞ’IN ANADOLU’SU


TRT 2 TV kanalının belgesel kuşağını ilgiyle izliyorum.



Hafta sonu, çağımızın Evliya Çelebilerinden Cemal Gülaş’ın, Coğrafya Gezileri

Programını izledim.



Dere tepe düz gidip; dağları, ovaları aşan Cemal’in her yolculuğunda kapılarını ardına kadar açan bu ülkenin güzel insanlarından bir kaçını tanıdım.



Tornacı Ömer Develioğlu onlardan yalnızca biriydi. Dolu dolu ömrünün imbiğinden süzülen sözler tam bir hayat manifestosuydu.



“Benim düşüncelerim. Benim hayat tarzım. Benim doğrularım diye diye dayatmacı bir

tavrı sergileyerek hayatı sevdiklerimize zehir ediyoruz.

Her insanın doğruları, yaşam biçimi, düşünceleri kendisine… Zaten ortak doğrular ve düşünceler değil midir bizi aynı yollarda birleştiren.”Diyordu konuğu Cemal’e.



Geziyle ilgili gözlemleri anlatan sunucu:

“Cemal’in her durduğu yer kent karmaşasından kaçmış, aşiyanlara sığınmış birer derviş gibiler.”Derken, ekrana gelen görüntüler sözlerini doğruluyordu.



Ve bir günümüz bilgesi de eşi ölünce sazının bir telini koparıp duvara asmış. Çünkü onun sazı bütün bir hayatları boyunca sevdiği karısı için çalınmış, sayısız türkü o tellerin arasından nağme olup güne karışmış.



“Demokrasi demek çok sesliliktir. Bizde demokrasi bile farklı algılanıyor. Ve insanlarımız etrafa saçılmış. Zamanlarını kahvehanelerin değirmeninde öğütüyorlar. Hâlbuki bir küçük toprak parçasını bile üç beş fidanla yeşile boyayabilir, yaşama sevinçlerini çoğaltabilirler.” Diyor sazını duvara asan günümüz dervişi.



Gezgin Cemal’in konakladığı her yerde gül yüzlü bir Anadolu insanıyla tanışık oluyoruz.



Yaşlı mı yaşlı bir Karadeniz kadını… Evinin direği, gözünün bebeği kocasını kaybedince bir başına kalmış. Evlatları yalnız kalmasın diye İstanbul’a götürmüş.0 da:

“Her yer beton. Gürültüden kuşlar bile uğramaz olmuş İstanbul denen kalabalığa. İnsanlar ha babam bir yerden bir yere sürüler gibi gidip geliyorlar. Yüzler gülümsemeyi unutmuş ve yorgun. Alıp başımı döndüm toprağıma. Penceremin kıyısındaki saksımda solmaya yüz tutmuş çiçeğime can verdi. Elledim toprağı, eşeledim karnını gıdıklandı mısır oldu, marul oldu, kırmızı yanaklı domates oldu. İstanbul öyle mi? Yok anam babam! Memleketim, toprağım gibisi yok.”Diye dönüşünü anlatıyor Cemal’in mikrofonuna.





Yarın: Bu ülkeye bu insana reva mı?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-05-14

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-06-17

E-bülten Gurubu

bize katılın ...