Cuma, 15 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

İSRAİL AMERİKA’DIR, GERİ ADIM ATMAZ!


Liberal kalemşorlar son yaşananlar karşısında tatlı bir rehavete kapılarak:

“İsrail geri adım attı.”Diye yazıp, uluslar arası sulardaki eylemi abartıyorlar.

İsrail bütün İslam âlemine karşı müthiş bir var olma savaşı verdiği için sadece son olaylarla ilgili kem küm ederek yaşananların ortaya çıkardığı öfkenin soğumasını bekliyor.

İsrail, Amerika’dır. Amerika’da, İsrail. Birinden birinin yenilgisi diğerinin yenilgisidir.

Ha… İsrail yenilemez mi? Pekâlâ da yenilir.

Peki, nasıl derseniz anlatayım.

İnsani Yardım Filosu’nun içinde farklı ülkelerden birkaç farklı insan olsa da asıl çoğunluğu İslami örgüt oluşturmuştu.

İstanbul’da, Taksim meydanında açılan yeşil bayraklar ve getirilen tekbirler bunun basit bir yansımasıydı.

Evet, TKP (Türkiye Komünist Partisi) gibi örgütlerin üyeleri de vardı ama yönlendirici güç İHH örgütüydü. Bu nedenle il adımı da son adımını da onlar atmış ve küresel propagandayı da onlar yapmıştı.

İnsan olan her kes Gazze’de yaşananlar karşısında hicap duyar. Kuşatılmış ve tutsak edilmiş kentteki insanların dramı karşısında yürekten sarsılır.

Ama siz silah tröstlerinin gözü gibi koruduğu ve kim ne derse desin teknik bir devlet olmuş İsrail karşısına sadece İslami kanat olarak çıkarsanız yüzde yüz başarılı olmanız asla mümkün olmaz.

Ama bu gücü dünyadaki tüm insani örgütlerle, demokratik kitle örgütleriyle büyük tek bir nokta da oluşturarak daha planlı harekete geçerseniz; hiçbir süper devlet, bu gücün karışsında duramaz, tavır koymaya yeltenemez.

İsrail söz konusu olan gemilere asker indirerek müdahalesi bir mesajdır.

“Bakın, benim askeri ve güvenlik gücümün bu yetkinliktedir.” Demektedir.

Oysa İsrail tavizsiz olduğunu başka bir taktikle de ortaya koyabilir, gemileri torpilleyebilir, füzelerle vurabilirdi. Sadece gözdağı verdi ve o saatlerde dünyanın nabzı müthiş yükseldi.

Türkiye, zalime karşı mazlumu korumanın yakalanan bu avantajını uluslar arası hukukla barışçı bir dünya yaratmanın lehine kullanabilir. Ve böbürlenmek yerine; savaşın, sömürünün acımasızlığın karışsında durabilmenin tek yolunun, ajitasyonları sömürülmemiş bir güç birliği olduğu cesaretini aşılayabilir.

Devlet terörü ile dünyaya boyun eğdirmek isteyen ve bunun için İsrail gibi ülkeleri taşeron olarak kullanmaya çalışan ülkelerin de emellerinin kursaklarında kalmasının adımını atabilir.

Türkiye tarihe kayıt düşülen bu büyük eylemle, barışçı kitlelerde derin bir sempati uyandırırken, İsrail gibi de bir düşman kazanmıştır.

Bundan sonra yapılacak tek şey; İsrail halkının güvenini kazanmak, eylemin bütünüyle İsrail’in savaşçı, zulüm politikasına olduğunu anlatmaktır. İşte böyle bir diplomasi ile Türkiye, dünya barışına katkı sağlamakla kalmayacak, Mazlum Filistin Halkının, daha sonra da Amerika zulmü altındaki Irak’ın üzerindeki cenderenin kalkması için büyük bir rol oynayacaktır.

Bu yönde, ivedilikle yeni politikalar üretilmesi için geç kalınmamalıdır…

İNSANİ YARDIM FİLOSUNUN EYLEMİ İÇİN BİR KAÇ SÖZ

*İsrail’i korkuttum hissine kapılmak saflıktır.Evet.Eylem,İsrail’in şiddet ve savaş yanlısı

bir devlet olduğu dünyaya deşifre edilmiştir.Ancak İsrail’de:

“Bakın güçlü bir askeri gücüm var.İsteseydim gemiler torpilleyebilir,füze ile vurabilirdim.

Bunu yapmayarak havada,karada,denizde üstün bir askeri manevra yapabileceğimi de

Gösterdim.Güvenliğim ve devlet politikamla ilgili konulacak her türlü eyleme yanıtım

budur.” mesajını verdi.Bütün politikasını militarizm üzerine planlamış bir devlet için bu durum; barışçı çevreler nefret etse bile, İsrail adına bir kazanımdır.

*Türkiye,İsrail’in tavizsiz askeri politikasını bildiği halde ve vurma olasılığının yüzde seksen olduğunu tahmin ettiği halde neden Mavi Marmara’nın da içinde olduğu gemileri uzaktan bile güvenlik kontrolünde tutmak istemedi de Allah’a havale edip,kaderlerine terk etti

* “One minute!” diye İsrailli komandoların kurşun sıktığı öldürülen insanlar arasında Türklerin çoğunlukta olması tesadüf değildir.İsrail bu askeri operasyonuyla Türkiye’ye karşı niyetini açıkça ifade etmiştir.

* İnsani amaçlı eylemin ardından ölenler için şehit oldu denilmesi çelişki yaratmaktadır.Türkiye’den gidenler kendi sularımızda veya topraklarımızda vuruşarak hayatlarını kaybetmemiştir.Bu durum gerçek şehitlik kutsiyeti için kafalarda çözümü zor soru işaretler yaratabilir.Ha…Din adına gittim deniliyorsa da mesele din savaşları boyutuna indirgenir ki bu da İslam alemiyle, Hıristiyan alemini sonu Üçüncü Dünya Savaşına varacak çatışmaların içine çeker ki; kaybeden tüm insanlık olur.

GEÇMİŞ YILLARDAKİ BİR DEVLET SUÇUNU ANIMSAYALIM

*1980-1981 yıllarında, sıcak bir Haziran sabahında Türkiye’nin güneydoğu sınırında Çukurca

kırsalında Iraklı askerler helikopterlerden inerek,ot biçen, yaklaşık yirmi beş köylümüzü sınır

ihlalinde bulundular diye yan yana sıralayarak acımasızca ve gaddarca kurşuna dizmişlerdi.

O tarihlerde Dursun Akçam’ın yönettiği Demokrat Gazetesinin muhabiri,yazarları arasınaydım.Olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığı olay yerinden, yurtsever arkadaşların çektikleri ölüm fotoğrafları elime ulaştığında, Van Devlet Hastahanesi’ne getirilen yaralı köylülerle konuşmuş,on üç insanımızın öldürüldüğü katliamın haberini Hasretinden Prangalar Eskittim baş yapıtının usta ozanı Ahmet Arif’in Otuz Üç Kurşun destansı şiirinden aldığım dizelerle habere dönüştürmüştüm.

Haberim, Demokrat Gazetesi’nin birinci sayfasında “Ne istiyorsunuz bu yoksul İnsanlardan” başlığıyla yayınlanınca ve önemli,somut bir kanıt olarak dünya kamuoyuna yansıyınca, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve arkadaşları katliamın hesabını diplomasi yoluyla Irak Hükümetinden sormuş,Iraklı askerler yargılanmıştı.Sonraları da yoksul köylülere Irak Hükümeti tarafından ciddi miktarda tazminat ödenmişti.

* Elbette İnsani Yardım taşıyan filoya yapılan eylemin boyutuyla, anlattığım bu olayın boyutunda farklılıklar olabilir.Ancak ikisi de devlet suçu olduğundan yaşanan olayın hukuksal boyutuna emsal olarak taşınabilir.Yani İsrail Hükümeti ve operasyon emri veren askeri yetkililer, Birleşmiş Milletler ve tüm barış örgütleri tarafından yargılanabilir,suçlular cezalandırılır,hayatını kaybedenlerin ailelerine,yaralananlara,mağdur olanlara, İsrail Hükümeti tarafından tazminat alınabilir..Bunun gerçekleşmesi için de; Türkiye’nin

ciddi biçimde diplomasi ve uluslarası hukuk için çaba göstermesi,İsrail komandolarının saldırdıkları noktanın uluslar arası karasuları olduğunu kanıtlaması gerekir.İste asıl bu çaba İsrail’i, dünya kamuoyunda küçük düşürür,şiddet yanlı politikasını mahkum eder.

SON SÖZÜMÜZE GELİNCE

Türkiye yaşanılan olaylar sürecini hamasetten uzaklaştırarak,iç politika demagojisinden soyutlayarak ve partiler üstü bir zemine çekerek,ulusal değerler ışığı altında analiz etmelidir.

Ve liderler, tek bir vatandaşlarının burnunun kanamaması için ağızlarından çıkan her söze dikkat etmeli,dünya barışı için çaba gösterirken,mazlum halklar için ayağa kalkarken aklı selimi elden bırakmamalıdır.

Yinelemek istiyorum… Kendi yurt toprakları dışında hayatını kaybedenlere şehit oldunuz demek en büyük günahkarlıktır.Kendi insanını korumasız,savunmasız olsun diye ölüme yollamak da gaflettir.

Türkiye olarak kendi içimizde barış içinde bir arada yaşamanın mücadelesini verirken zaten dünya barışına da ciddi bir destek vermiş oluruz.

Bütün bunları yazarken öğretiler arasında belleğimizde kalan o sloganlaşmış sözlerle konuya nokta koymak isterim:



-Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için mücadele verenlere selam olsun!

“Yurtta barış,dünyada barış.”

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...