Salı, 23 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

NAZIM’LA DERTLEŞME


Küçük bir kentteyiz.

Yoksuluz.

Yoksuluz ama cebimiz yoksul, gönlümüzü Karun’un hazineleri bile satın almaya yetmez.

Tek hobimiz; kitaplar, gazete ve dergiler sonra da sinema.

Her çarşamba, cumartesi ve pazar gündüz matineleri var.

Çocukluk ya da ilk gençlik heyecanı var ya; istiyoruz ki her yeni filmi görüp, izleyelim.

Ya harçlıklarımız? Yetmiyor.

Ama alternatif yol bulmuşuz.

Sinema dolunca, teşrifatçılara kaş- göz arası yardım ediyor, sandalye taşıyoruz. Ödülü de son taşıdığımız sandalyeye oturarak filmi izlemek oluyor.

* * *

80’Öncesi İzmir Fuarındayız. Ve Genco Erkal sahnede.

İzmir Limanında da, 6.Filoya bağlı savaş gemileri…

Genco, senin şiirlerini okuyor.

Ekici Över’in dev bahçesinde emekçiler, öğrenciler kol kolayız. Ve haykırıyoruz:

“Go Home Amerika!”

“Defol Altıncı Filo!”

“Kahrolsun emperyalizm!”

“Kahrolsun faşizm!”

Genco, her dizeni ustalıkla seslendirirken, nefesler tutuluyor. Tek bir yumruk olmanın coşkusu, İzmir gecesine tok bir ses olup iniyor.

* * *

Bu yıl 47.ölüm yıldönümün ya…

Yine sana, ölümsüz onurlu özgeçmişine sığınıyor, sen (!) düşünceden yana belediyeler.

Antalya’da, Karalioğlu parkında hapishane günlerini anımsatsın diye yontun (heykelin)için bir açılış töreni yapılıyor.

Kalabalık… İğne atsan yere düşmez… Gönenip, duygulanıyoruz.

Akşam da, Konyaaltının güzel köşelerinden birine konuşlandırılmış, ancak dört bir tarafı mahpushane gibi demir parmaklıklarla çevrelenmiş, yapıldığında da “12 Eylül” adı verilmiş sahnede; Fazlı Say’ın bestelediği, Nazım Hikmet Oratoryosu yine Fazıl Say’ın piyanosu eşliğinde, Genco Erkal’ın seslendirmesiyle sunulacak.

Senin şiirlerinle, yaşam öykünle büyümüş çocuklarımız da istiyor bu gösteriye katılmayı.

Ama olanak yok.

Biletler pahalı.

Davetiyeler; sol aristokratlardan, biz emekçilere ulaşamayacak kadar sayısız kilit altında.

“Hadi!”Diyor kızımız,

“...Bizde gidelim. Giremezsek bile, bir kenarda oturur, dinleriz.”Diyor.

Serde sen varsın, Nazım Hikmet var…

Kalkıp gidiyoruz.

Ekonomik krizin yakıp kavurduğu Konyaaltı plajının, Beach Plaj bölümünde yer alan eğlence yerlerinin üçte ikisi kapalıydı. Açık olan tek tük taverna tipi yerlerde de sahnede; saz, ya da gitar çalan bir sanatçı, bir gelen olur umuduyla çalıyordu. Ancak müşteri masalarında in cin top oynuyordu.

Açık Hava Tiyatrosuna giden yolda yürürken yanımızdan geçen 4x4 cipler, son model otomobiller ve içlerinde takma kirpikli, porselen dişli kadınları görünce duraksadık:

—Galiba yanlış yoldayız. Diye kaygılandım.

Önümüzde yürüyen ve elindeki telsizle konuşmaya çalışan genç güvenlik görevlisine sorduk.

“Yol doğru. Beş yüz metre ileriden sağa dönerseniz Açık Hava Tiyatrosunu görürsünüz.”Dedi. Acı acı gülerken içimden de konuştum:

“Vay be! Bizimkiler sınıf atlamış, varsıllarımız ne de çoğalmış.”Diye hasetten(!) çatladım

Açık Hava Tiyatrosunun önü kalabalıktı.

Bizimkileri uygun bir noktaya bırakıp, içeriye ekonomik bir bilet bularak nasıl gireceğimizi araştırmak için tiyatronun demir parmaklıklarına sokuldum.

Koca Nazım sen düşüncelerinden antiemperyalist eylemlerinden içeride yatmış, mahpushaneleri mekân tutmuştun ya...

Ben de, bir baba olarak senin şiirlerini dinletmek için kızıma ucuz bilet bulma ümidiyle demir parmaklıklar ardından biraz sonra başlayacak gösteri alanına nasıl gireriz diye melül melül bakıyordum.

Tiyatronun Batı kapısı hareketliydi. O yöne hızlı adımlarla yürüdüm.

Üzerinde bayrak rengi (Gece yanıltıyor olabilir. Belki de bordro rengiydi?) tişörtler olan bir ilçe belediyesinin üyeleriydi.

Ki o nokta, giriş olarak kullanılmıyordu. Galiba sanatçılar için olan kapı “kıyak” giriş yeri olarak kullanılıyordu.

Döndüm.

Pahalı olduğu için bilet alamamıştık… Son gün bilet fiyatı düşer diye umut etmiştik. Ne yazar. Nazım severler artık ciplerde, son model ithal arabalarda gelmişlerdi konsere. Ve üstelik biz üstümüz başımızla bile onlardan farklıydık.

Kısacası; senin şiirlerinin seslendirileceği konser yerinde, birkaç üniversite öğretim üyesi, çok miktarda belediyelerden üst düzey yönetici ve hınca hınç varsıl vardı.

Onların yüzde sekseni Cumhuriyet mitinglerinde görmedim dersem yalan söylememiş olurum.

İşte böyle…

Diyorum ki!

Gayri hoşça kal Nazım…

Sen de emekçinin olmadığı gecelerinin mezesi oldun bilesin…

* * *

Böyle bir önemli akşam; halktan soyut, emekçiden yoksun yaşanırken yaşadığım kentin Büyükşehir Belediye Başkanı’na da bir çift sözüm olacak:

“Sayın Akaydın Hoca; lütfen söyler misiniz? Kaç işçi, emekçi, öğretmen vardı anma gecesinde? Kaç öğrenci? Nazım Hikmet’i; pahalı biletlerin, yetişenin elinde kaldığı davetiyelerin olduğu gecelere hapsederseniz, size sunduğumuz sonsuz güvenin, Bey Dağlarındaki karlar gibi Akdeniz güneşinde eriyip yok olduğunu görmekte gecikmezsiniz.”

Bir de diyoruz ki: ”Biz niye iktidar olamıyoruz?”İşte bu soruya yanıt da bu yazının içinde

Yanılıyor muyum, ey demokratik kitle örgütleri, yanılıyor muyum?

Köşem yorumlarınıza açık! Yazın… Ama elinizi yüreğinizin üzerine koyarak yazın…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...