Salı, 22 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

BENİM HİÇ BİSİKLETİM OLMADI ÖZNUR HANIM


Sayın Öznur Tanal’ın “Bisiklet ve Yaşam” yazısını birkaç kez okudum.

Öncelikle söylemek isterim ki, Abdullah Tekin ağabeyin konuğu olma şansını kaçırmasına üzülmekte haklı. İki bilgi yüklü insanın söyleşisinden ortaya çıkacaklar, bizim kazancımız olacaktı.

Ne diyelim kısmet… Bir gün yine yolları birleşir…

Dedim ya, o yazı beni alıp çocukluğuma götürdü.

Küçük Ama şirin Doğu kentimizin bisiklet ustası Hoca Efendi ve oğulları küçük harçlıklarımızdan kiraya verdiği bisikletleriyle mutlandırırdı bizi.

On beş dakikadan başlayan kiralamalar ile üçtekerlikliden başlayan bisikletleri alır, sokak turları atardık. Ancak bu dakikalar hevesimizi almaya yetmezdi.

Tayyar’a, babası Ali Asker emmimiz Bisan marka bisikleti alınca ve de emmioğlu bisikleti süsleyip gözümüzün önünde turlar atınca, hasetle birleşen hevesimiz ikiye katlandı.

Emmimiz esnaftı. Kahvaltı salonu vardı ve bisiklet almaya muktedirdi. Ya babamız?

Tek naaşlı, yedi çocuklu bir tekel işçisi. Rahmetli çok şeyden artırarak gazete ve dergimizi yüklenip gelirdi ama bisiklet onun için de, bizim için de uzak ihtimallerden biriydi.

Bir tatil sabahı uyuduğum yatağa usulca yanaşan ve kulağıma eğilen Güler anam:

“Hadi uyan. Babanla çarşıya çıkacaksın. Burhan Sofoğlu’na yeni bisikletler gelmiş. Hem de arka frenliymiş.”Diyince; yayında gerilmiş bir ok gibi fırlayıp, yüzümü yıkamış, küçük bahçemizdeki mini kerdileri (soğan, maydanoz ekili küçük toprak alan ) sulayan babamın yanında soluğu almıştım.

O gün, Van’ın küçük çarşısına çıktığımızda ve Burhan amcanın dükkânın önündeki sıralı bisikletlere yaklaştığımızda kalbim göğsümden fırlayacakmışçasına çarpıyordu.

Bisikletlere dokundukça ve içimden alacağımız bisikletin rengini seçmeye çalışırken, babam bisikleti alacağı koşulları soruyordu.

Yarısı peşin, gerisi iki taksit demişti Burhan amca Babam titreyen sesiyle pazarlığı kendi koşullarına çekmeye çalışırken sıkı sıkı tuttuğum kırmızı bisikletten parmaklarım çözülmeye başlamıştı. Babamın yüzündeki ifade, yenik bir komutanın yüz ifadesinden farksız değildi.

Alamamıştık… Elini omzuma koyan babam titriyordu ve biraz mahcup:

“Üzülme. Fazla mesaiye kalırım. İkramiyeler de verilirse yarısı peşin, yarısını bir sonra ki ay ödemek kaydıyla alırız.”Diye teselli etmeye başlamıştı.

Babamı iyi tanıyordum ve sesinden bir işin olup olmayacağını kestirecek kadar çok iyi tanıyordum. Bisiklet sevdam başladığı gibi sona ermişti.

Yaralanmıştı çocuk yüreğim. Babamın, avucuma moral olsun diye sıkıştırdığı ince, gümüş alaşımlı bir lirayı sıkarak, çarşıdan eve doğru hızlı adımlarla, bazen de koşarak ulaştım. Evin avlusuna kondurduğu sac semaveri ateşlemekle meşgul olan anacığımın soru sormasına bile fırsat vermeden eve girdim ve tek bir gözyaşı bile dökmeden; toprak damlı evimizin küçük dolabından çekip aldığım Abdullah Ziya Kozanoğlu imzalı kahramanlık romanlarından birinin sayfalarına kendimi hapsettim.

Bazen rüyalarıma girdi bisiklet. Uçarcasına sürdüğüm, küçük kardeşlerimi gezdirdiğim rüyalardı. Kimselere anlatmadığım mahrem rüyalar olarak sakladım o rüyaları.

Ve o günden sonra bisiklet kiralamaya bile gitmedim.

Emmioğlu Tayyar bisikletine bindiğinde, aldırış etmedim, top peşinde koştum.

Ne zaman bir bisiklet konusu açılsa ve ne zaman bisiklet süren birini görsem içimin çok derinlerinden gelen tuhaf bir sızıyla sarsılırım. Öyle ki babamla bisiklet alamadığımız o hüzünlü gün canlanır birden gözlerimin önünde. Büyüyüp koca bir resim olur.

Benim hiç bisikletim olmadı Öznur Hanım…

Ama bisikletli rüyalarımı saysam rakamlar çaresiz kalır.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...