Salı, 22 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

AKIL TUTULMASI


Sağduyuyu sağırlaştıran ve körleştiren duygusallıktır.

Basireti bağlayan etken de sorumluluk üstlenmiş insanların kendilerini dev aynasında görmesidir.

Bunları bize düşündüren olaylara dilerseniz bir göz atalım.

Diyarbakır spor…

Bugün Diyarbakır spor ne yazık ki siyasallaştırılmış, yöneticileri şaşırtıcı kararlar vererek sporun barışçı, birleştirici gülümseten yüzünü öç alan, kavgacı bir yüze dönüştürmüştür.

Doğrudur… Şimdiye kadar Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin 1.lig kategorisine yükselen takımların başka kentlerimizin 1.ligde oynayan takımlarının konukları olduğu maçlarda:

“PKK’nın takımı! PKK’lılar dışarı!” Tezahüratlarıyla karşılanmış, kendini bilmez fanatik taraftarların tahrikleriyle moralleri bozulmaya çalışılmıştı.

Tamam, bir takımın moralini bozmak bir taktik… Ama biz taktikleri düşüncesizce ülkemizin birlik ve beraberliğinin üzerine yaparsak eğer ortalık toz duman olur.

Örneğin Diyarbakır’ın, Bursa’ya gittiğinde Bursa taraftarı tarafından suiistimali… Bu eylemler zaten iç ve dışta hareket bekleyen düşmanların ekmeğine yağ süren olayları usulca kurmuş, düşmanlık yaylarını germiş, futbola ayrıştırmanın zehirli tohumu atılmıştır.

Bursa’da yapılanlar, Diyarbakır sporun gardını düşüreceği yerde, daha akılcı ve soğukkanlı olunması, tetiklenen tahrik mekanizması karşısında bilinçli davranılmasını gerektirirken tam tersi olmuş:

“Kısasa kısas!” yanılgısına düşülmesine yol açmıştır.

Her kes gibi benim de Diyarbakırlı sayısız dostum ve arkadaşım var. Diyarbakır’da konuk olduğum sayısız zamanlar olmuştur. Diyarbakırlının konukseverliğinin ne denli güçlü olduğunu yaşayıp bilenlerdenim. Futbol karşılaşmaları temel alınarak Diyarbakırlı hakkında ön yargılarda bulunmak yazıp, çizmek insafsızlık olur.

Ama bütün bunlara rağmen eleştirmek istiyorum. Ve diyorum ki, Bursa’da yaşananlara karşı Diyarbakır’da alınacak tavır; güller ve karanfiller olmalıydı.

“Bakın siz, bize haydutmuş uzcasına davrandınız ama biz size konukseverliğimizle kucak açıyor, sevgimizi ve dostluğumuzu gösteriyoruz.”mesajı verilmeliydi. Öfkenin faturası yine öfke olmamalıydı.

Yani Diyarbakır spor yöneticileri ve fanatik taraftarı mükemmel bir fırsatı değerlendirmek yerine, provokatörlerin de mesai yaptığı holigan vari bir çıkışla; zaten her fırsatta sevginin, barışın, kardeşliğin temellerine bomba bırakmak olanların pis oyununa gelinmiştir.

Yineliyorum Diyarbakırlı merttir… Konukseverdir… Ve Bekir’in diyarı Diyarbakır üzerinde oynanan bu çirkin oyunların üstesinden gelecektir.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın, Ahmet Arif’in, Süleyman Nazif’in de doğum yeri olan bu güzel kentin insanları ufuklarında dolanan kara bulutları mutlaka dağıtacaklardır.

İkinci örneğe gelince…

Şu Ermeni meselesi…

Biz Anadolu insanlarının hayatımızla bütünleşen gelenekleri, töreleri vardır.

Bize sığınan düşmanımız da olsa ele vermez, çaldığı kapımızdan geri çevirmeyiz.

Gidin Anadolu’muzun yoksul kent ve kasabalarından birine, çalın bir kapıyı, size nesiniz, kimsiniz diye sorulmadan, “Tanrı misafiri” olarak size nasıl sahip çıkıldığını görün.

Hala Anadolu’da, oteli bulunmayan tren istasyonlarının durak yeri kasabalarda evlerin ışıkları tren uğrayıncaya kadar söndürülmez. Olur ya… Bir garip yolcu gelir. Onu konuk etmek için gece yarılarına kadar beklenir. Işığı sönmeyen evler bir efsanenin adı değildir. Anadolu’nun ta kendisidir.

Sözü ülkemize aş ve ekmek için sığınmış Ermenilere getirmek istiyorum.

Bizim törelerimiz ve ulusal benliğimiz; yolu memleketimize düşmüş, dostluk ve merhametimize sığınmış, bizi sevmiş, rızk istemiş insanlara “Gidin!” dememize izin vermez.

Onlara gidin demek; gelenek ve göreneklerimize, törelerimize, inançlarımıza gözlerimizi bağlamak demektir..

Bize bel bağlayanları kovmak, ülkemiz hakkında fesat tohumları eken, düşmanlarımızı çoğaltan mihraklara da koz vermiş olmaz mıyız?

1453 tarihinde, Fatih Sultan Mehmet’e, İstanbul’un fethini nasip olurken, bir cihan padişahının insanlığa bakış felsefesine de sayfalarında yer verir.

Fatih’in etrafındakiler:

“Hünkârım İstanbul’daki gayrimüslimler ne olacak? Kiliseler için fermanınız ne?”Diye sorduklarında:

“Bizimle yaşamayı seçip, biat edenlerin hiç bir şeylerine halel getirilmeyecek, inançlarına, ibadethanelerine dokunulmayacaktır.”Der.

Bu insancı ve akılcı tavır ilerleyen zaman içinde bu kez Mustafa Kemal’in döneminde tekerrür eder.

1915 Çanakkale zaferi sonrası Atatürk:

“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Diye onların; analarına, babalarına haber salar.

Ve İslam dininde, imanın şartlarında:

“Allah’ın peygamberlerine, kitaplarına inanmak.”Şartı mevcuttur.

Bu ilke, bütün insanların kardeşliğinin hükmü değil midir?

İşte bu gerçeklerin ışığı altında; on yıllardan bu yana temcit pilavı gibi ısıtılıp, dünya kamuoyuna sunulan ve iğrenç bir öç alma ve kan davasına dönüştürülen Ermeni meselesine misilleme olsun, dış politikamızda bir hamle olsun diye:

“Gerekirse Ermeni vatandaşları ülkemizden göndeririz.”Demek bütün bu anlattıklarımıza ters düşmez mi?

Türkiye muazzam bir ülke…

Anadolu’nun bin bir renkli kültürü Türkiye’nin emsalsizliğinin kanıtı.

Ve hiç de kolay olmayan bir dış politikası var.

Yönetenlerin usta birer satranççı gibi hamleler yapması gerekiyor.

Çözüm üretirken; kırıp dökmemeye, yaralamamaya özen gösterilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; iyi bir lider, düşmandan çok, dost üretmeyi başaran liderdir…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...