Salı, 22 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

RÜZGÂRA KARŞI TÜKÜRMEK


Erdoğan Kâhya’nın içinde “tükürük” geçen yazısını içim kanayarak okudum.

Sayın Kâhya gibilerin ömrünü verdiği basın camiası ülkemizin en namuslu ve onurlu kurumlarından biridir.

Öyle ki şehitler vermiştir… Kalemini kırmış ama eğilmemiş, bükülmemiş cesur yüreklerin çileli yaşamlarının yuvasıdır.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın örgütleyicilerinden, Atatürk’ün yol arkadaşlarından Halide Edip Adıvar, İzmir işgalinde manga manga yürüyen istila askerlerinin içine elindeki tabancayla dalan ve ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin bu camianın üyelerindendir.

Sadece Gazeteci Hasan Tahsin mi?

Belgelerle, kanıtlarla yazdığı her yazısında kötüleri korkutan, yargıyı harekete geçiren, şer odaklarına çomak sokan merhum Uğur Mumcu…

Basın ilkelerinden asla ödün vermeyen; merhum Abdi İpekçi, Çetin Emeç’te basınımızın şehitlerinden, adları günümüzde bile onurla anılan ölümsüz kahramanlarımızdır.

Ve…

Birde kalemini satanlar vardır bu ülkede… Hem de kalemini bir silaha, düşüncelerini namluya sürülen kurşuna dönüştürüp, namuslu yüreklere sıkan yazar, çizer erbabı da vardır.

Onlar da tanıyoruz.

Halkın dostları olanlarla, halka karşı olanları pekâlâ iyi tanıyoruz.

Erdoğan Kâhya kırgın… Böğrüne saplanan bir küfrün acısını tüm hücrelerinde hisseden onurlu bir gazeteci… Öyle olduğu içindir ki; yıllarca Antalya Gazeteciler Cemiyetinin başkanlığını yaptı. Yol arkadaşı basın emekçileriyle kaygıyı, hüznü, kahkahayı, mutluluğu paylaştı.

Kında durmayan öfkesine hak vermemek olanaksız…

Ancak tarihe mal olmuş sözler vardır Erdoğan ağabey…

“Lafa bakarım laf mı diye…”Diye başlayan sözler bilgece söylenen sözlerdir.

Bu sözü pek tutarım.

Çünkü bu sözün içinde olgun olmayan, çiğliliğini her daim sürdüren insanlara karşı acımasız bir eleştiri vardır.

Ve ben lafını tartmadan konuşan, ağzından çıkan sözün nereye varacağını kestiremeyenleri rüzgâra tüküren insanlara benzetirim.

Bu ülkede söz sahibi olduğunu sananlar; akılarını başlarına toplamalıdır. Hiç bir hukuk; onlara bir insanı, topluluğu, kurumu azarlama, yerme, hakkını vermez.

Siz kafanıza estiği gibi konuşacak, deli bir fırtına olup her şeyi kıracak, dökeceksiniz ve üstelik her yaptığınızı bir süre sonra farklı biçimde yine eyleme dönüştüreceksiniz, sonra da çıkıp özür dileyeceksiniz. Bu olmaz. Böyle bir tavrı; ne hukuk, ne insanlık, ne de bugüne kadar gönderilen kutsal kitapların hiç biri yazmaz.

Bir eğitimci olarak; kalemini haktan, haklılıktan, halktan, doğrudan, mazlumdan yana kullanan, anasının sütünü haram eylemeyen basın erbaplarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Onlara diyorum ki:

“Kalem kılıçtan keskindir!” sözüne her zaman inanınız.

Dünyada hiçbir yerinde; en güçlü silahlar, baskı ve sindirmeler bile kalemin, yazarın, bilgenin gücünü yok edememiştir.

Yeter ki yüreğinizde; Hasan Tahsin, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç ruhunu yaşatmaya devam ediniz…

Unutmayınız… Rüzgâra tükürenler her zaman olmuşlardır. Ancak devirleri geçince, esemeleri bile okunmamıştır. Bunun tanığı da, şüphesiz ki tarihtir…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...