Pazartesi, 17 Haziran 2019
Şahin AKÇAP

SİZ HİÇ MİLAV BAŞINDA FINDIK OYNADINIZ MI?


Bayramın ilk günü Van’dan, Necdet Altıntepe adlı çocukluk arkadaşım aradı.

O, heyecanını hiç kaybetmeyen sıra dışı dostlarımdan biridir. Lisede aynı sınıfta okuduk.Hayatımızı kazanmaya başladığımızda; Necdet,ağabeyi ile ticaret yapmayı tercih etti. Benim tercihim ise öğretmenlikti. Mesleklerimiz bizi birbirimizden uzaklaştırmadı.Tam aksine daha çok görüşür olduk.Ben hep ona öğretmenlik anılarımı anlatıp durdum, O’da ticari yaşamdaki püf noktalarını…

Harran ovasındaki susuz bir köyde öğretmenlik yaptığımda; Necdet’te,Yüksek Meslek Okulu öğrencisi olarak Şanlıurfa’da bulundu.Hafta sonları; kent merkezinde buluşup, Şanlıurfalı arkadaşların düzenlediği sıra gecelerinde; bazen de, bir bahar akşamının berrak yıldızlarıyla dolu derinliği altındaki fıstık ağaçlarıyla çevrelenmiş bahçelerinde hazırlanan yer sofralarında konuk olduk.İki Vanlı can olarak, kentimizi birbirinden güzel Van türküleriyle temsil etmeyi başardık.

*

Telefondaki sesi her zamanki gibi heyecanlı,coşkuluydu.

“O eski bayramların tadı yok.Hatırlıyor musun? Çocukken evleri dolaşır; şeker, fındık toplardık.Sonrada avuç içi kadar minik çukurlar kazıp, fındık oynardık.”

Necdet’in fındık oyunu dediği; milav denilen çukurlara, beş -altı metrelik uzaktan, avucumuzun içine doldurduğumuz fındıkları atardık. Fındıkları atan, fındığın tümünü çukura doldurmayı başarırsa, oynadığı arkadaşından o kadar sayıda fındık alırdı. Bazen fındıklar dışarıya taşardı.Taşan fındıkların sayısı tek ise kaybeder, çift ise kazanırdı. Fındığı tükenen arkadaşlar ise yenilgin ve üzgün tavırlarıyla milavın başında durur:

“Tek gelirse dımbıl alayım.” derdi. Dımbıl, bahşiş anlamındaydı.Buradaki amaç, kaybedenin de yeniden birkaç fındığa sahip olup, oyuna dahil olmasıydı.

Çocukluk bu ya…Bayram gezmelerinde, aynalı evlere daha çok uğrardık.Aynalı ev; çatısı olan, hali vakti yerindeki komşulara ait evlerdi. O evlerde; çikolata ve bazen de ütülü, mis kokan mendiller arasına konan küçük paralar verilirdi.

Oyunlarımız o kadar çoktu ki… Ne kar, ne buz, ne de çamur bizi, o güzel anlardan alıkoyabiliyordu.

Necdet’in telefonu, sanki bir bayram kutlaması değil de; dünkü çocukluğumuzla, bugünkü çocuklukları tartıya vurmamızın telefonu olmuştu.

“Bunları çocuklarımıza anlatmalıyız.”derken sesi titriyordu.

Haklıydı…

Günümüzde; hızlı bir okul ve dershane maratonundaki çocuklar eksik yetişiyordu.

Anılarında, çocukken oynadığı oyunlar olmayan,her daim; baba azarı yemiş, itilip kakılmış insanlar,büyüdükleri zaman; katı, sevgisiz ve şefkatsiz olmuyorlar mı?

Bazen televizyon haberlerinde oyuncak dağıtan, habercilere poz vererek sırıtan liderlerin yapmacık tavırlarında bu eksikliği görmüyor muyuz?

Teşekkür ederim Necdet kardeşim…Teşekkür ederim sevgili dostum…

Bir bayram gününde ve titreyen sesinle, bizi çocukluğumuza götürüp, bütün bunları düşündürdüğün için…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-05-14

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-06-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...